 |
| Himmet Karataş |
|
| Pırasa tarlasında kediler |
|
Önce masallarda okudum iyi ile kötünün mücadelesini. Sonunda iyiler kazandığı için sevdim ben masalları.
|
|
Derken okulum beni yetiştirdi ve hayata atıldım. Günlerce ihtiyar heyetini aradım mahallede. Gördüğüm bastonlu dedelere tundraları bildiğimi söyledim. Kuzey Sibirya’nın bitki örtüsünü… Aç kaldım, susuz kaldım; yine de unutmadım Muson yağmurlarını…
Lakin aklımdan bile geçmedi bir insanın çamurda yaşayabileceği!
Ezberimde gül oya, geçiyordum bir çağdan öteki çağa güle oynaya! Sanıyordum ki; iyiler hep galip gelecek. Zihnimde tamamlanmamış bir masal gibiydi hayat… Biraz küflü, biraz bayat!
Kaos teorisinden önce, Avatar’dan sonra! Hangi senaryodan baksam, kuyuya düşüyordu bir çocuk!
“Kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin!”
Hiçbir filme konu olmasın diye, çıktım masal evimden kaplumbağa gözlerini hatırlayarak!
İki türlü insan tanıdım masal evimden dışarı baktığımda; Biri iş yapıyor, diğeri laf… Biri iyilik dolu, diğeri kin ve nefret… Geceye gündüz nasıl uymuşsa; öyle uymuş insana bunlar… Akla kara gibi, akla ziyan tamlamalar gibi…
Biri hizmet diye yerinde durmaz iken, diğeri hezimet duasıyla yanıp tutuşmakta… Ve kimi altı yaşını yeni kullanmakta… Kimi iki bin yirmi üç yılının fizibilitesini yapmakta!
Rabbim hayretimi arttır!
Ve hayretle öğrendim ki; Masalın tersiymiş hayat dedikleri hoyrat şey! İyinin bir ömürde yaptığını bir solukta yıkarmış kötü… Kötünün bastığı yerde ot bitmez imiş! Ha bire acı patlıcan ekermiş tarlasına… Maksat patlıcan değil imiş… Atacak çamur bulunsun diye meğer… Yüzü yerine morarmış patlıcanlar. Kediler dolaşırken pırasaların arasında! Bıyıklarını güneşe sıvazlatarak!
Rabbim, hayretimi arttır…
|
|
|
| 10 Mart 2010 |
|